Kadınlar ve erkekler  ilişkilerinde eşlerini  aldatmanın günün birinde bedelini ödeyeceği gerçeğini düşünmezler.

Güven kırılgandır. Sırlar ve yalanlar çoğu zaman onarılamaz bir  şekilde karşılıklı güveni tehlikeye atar, size ve ilişkilerinize zarar verebilir .

 

Hepimiz “beyaz yalan” diyoruz. “İyiyim” diyoruz, olmadığımız zamanlarda,beğenilmeyen hediyelere iltifat etmeyi asla unutmuyoruz. Fakat dürüst olmak samimi bir ilişki için en temel kural. Öyle ki çiftler ancak bu şekilde birbirlerini tanıyabiliyor.

Dürüstlük yalan söylememekten fazlasıdır. Aldatma, olayları abartarak anlatma ya da tam tersi durumlar ve en kötülerinden biri gerçek hislerini saklayarak hayatındaki kişinin yalanlar üzerine kurulu bir ilişkide varlığını sürdürdüğünü bilmesini engellemektir.

 

Kendimizi dürüst olarak görebiliriz, ancak çok azımız insanlar hakkında olumsuz ve kötü fikirlerimizi onların yüzüne söyleyebilme cesaretine sahibiz.

 

 

Yalan söyleyen insanların çoğu dürüst olma riskinden endişe eder, ancak sahtekârlığa ilişkin riskleri pek düşünmez.

 

 

  •    Yalanlar ve saklanılan sırlar ilişkilerde  gerçek samimiyeti engeller.

 

  •    Söylenen yalanların asla unutulmaması gerekmektedir. Aksi taktirde en küçük bir hatada tüm yalanlar bir bir ortaya çıkacak ve vakti zamanında kandırılmış olan kendisinden gerçekler saklanan eş daha büyük hayal kırıklığına uğrayacak belki de ayrılık, boşanma gibi onarılamaz sorunlar  ortaya çıkacaktır.

 

  •     Eşlerinden sakladığı sırları ya da söylediği yalanları olan kişiler ilişkilerindeki en samimi anlarda bile tüm yaptıklarından dolayı suçluluk psikolojisi ile vicdan azabı çekebilirler.

  •   Bir ilişkide yalanlar sıralanmaya başladıysa eğer tüm yalanlardan sorumlu kişi diliyle yalanların üzerine kaparken fizyolojik olarak ise sinyal vermeye başlayacaktır.

 

  •   Yalanlar üzerine kurulu dünyanızda dışarıdan ne kadar mutlu olduğunuz önemli değildir. Çünkü ilişkinizin bir yalan üzerine kurulu olduğunu ve gün geçtikçe yanlışa sürüklendiğinizi farketmeye başladığınız an  ikilem arasında kalırsınız. Zamanla hiçbir şey size zevk vermemeye başlayacaktır. Çünkü her şeyin doğrusunu, dışarıya yansıyan mutlu karelerin asıl nedeninin sizin inşa ettiğiniz yalan kulelerinden kaynaklandığını bir tek siz bilirsiniz. Eşiniz de dahil herkes mutlu olsa da siz asla gerçek anlamda mutlu olamazsınız.

 

  •     Saklanılan sırlar ve söylenilen yalanlar kişide psikolojik olarak suçluluk ve utanç duygusu oluşturur. Kişi bu duygulara karşı savunma mekanizması oluşturmaya başlar. Sakladığı sırların eşi tarafından bilinmesinin eşini incitme ihtimalini düşünür, ya da söylediği yalanın küçük beyaz bir yalan olduğunu , eşini incitmeyeceğini düşünür. Bu savunma mekanizması öyle güçlü bir hale gelir ki , kişi söylenilen yalanların ve saklanılan sırların ilişkisini güçlendiğine inanmaya başlar. Yalan ve sırlar üzerine kurulu dünyasını gerçeğin çökertebileceği ve zarar verebileceği durumlarla yüzleşmek istemez.

 

 

  •      Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, zihinsel sıkıntının ötesinde, yalan söylemek sağlık şikayetlerine de yol açmaktadır.

 

Yalan artık patalojik (hastalıklı) hale gelmeye başladığında, yani her seferinde ya da çok sık yalan söylenmeye başlandığın da orta da ciddi bir sorun var demektir. Yalan doğası gereği her zaman olmasa dahi er ya da geç kendini gerçekliğini ortaya koyar yani diğer deyimle ortaya çıkar. Bu durum beraberinde sosyal bir takım sorunları da getirir, kişi artık yalancı çoban hikâyesinde olduğu gibi çevresi tarafından tüm davranışları ve sözleri kuşku ile takip edilen biri haline gelir. 

Artık ona kimseler güvenmemektedir. Yalanla ilgili önemli gerçeklerden biri de en iyi yalancıların öncelikle kendilerini kandırabilen yalancılar olmasıdır. Kişi kendi söylediği yalanlara inanmayı başarıyor ve bunu bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yapıyorsa artık söylediği yalanlar başkaları tarafından doğruymuş gibi algılanır. Çünkü artık yalan söyleyenin beden dili ve diğer iletişimleri, iletişimde karşı tarafa söylene sözün ya da anlatılanın doğru olduğu mesajını vermektedir. 

Yani artık yalan söyleyenin yanakları domates gibi kızarmamakta, sesi titrememekte, gözlerini kaçırmamakta ya da burnunu kaşımamaktadır. Ne yazık ki o artık profesyonel bir yalancıdır. ” (Dr. Psikolog Murat Sarısoy-Our Future Gençlik Dergisi Sayı 35 Ekim 2007)

 

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın